SPOR HABERİNDEN HAPİS CEZASI ALAN BİR GAZETECİYİM

Spor haber yazıp ta bu haberden beş buçuk yıl ceza yiyen tek gazeteci benim. Bir bölge müdürü hakkında haber yazdım. Bana bu haberden 5,5 yıl hapis cezası verildi. Ardından Şamil Tayyar Yasası olarak nitelendirilen basın af kanunu çıktı da Allah’tan hapis yatmaktan kurtuldum.

SPOR HABERİNDEN HAPİS CEZASI ALAN BİR GAZETECİYİM

Spor haber yazıp ta bu haberden beş buçuk yıl ceza yiyen tek gazeteci benim. Bir bölge müdürü hakkında haber yazdım. Bana bu haberden 5,5 yıl hapis cezası verildi. Ardından Şamil Tayyar Yasası olarak nitelendirilen basın af kanunu çıktı da Allah’tan hapis yatmaktan kurtuldum.

SPOR HABERİNDEN HAPİS CEZASI ALAN BİR GAZETECİYİM
10 Ocak 2017 - 09:42 - Güncelleme: 05 Ekim 2019 - 01:02

Konya Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü son sınıf sınıf öğrencileri usta gazeteci Milliyet Gazetesi Konya Bölge temcilcisi ve Flaş Medya Grup Yönetim Başkanı Kemal Soylu ile 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla söyleşi yaptı.

Gazeteciliğin kutsal bir meslek olduğunu ancak hemen hemen herkes tarafından istismar edildiğini vurgulayan Usta gazeteci Soylu, “Polis, savcı, hakim, avukat gibi bir çok meslek grubunun adını kullanıp, etiket yapanlar sahtekarlıktan hapse atılır. Ama maalesef bizim mesleğin adını kullanıp, çıkar sağlayanlara bir şey yapılmaz. Gerçek gazeteciler bu işin yükünü, kahrını çeker, ama gazeteciliğin adını kullanan sahtekarlar da bizim meslekten çıkar elde eder. Kimse de bunun hesabını sormaz. Aslında gerçek gazeteciden fazla ortalarda  “gazeteciyim” diye dolaşanlardan bunun hesabını biz sormalıyız” şeklinde konuştu.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler gününün kendisi için bir önem taşımadığının altını da çizen Kemal Soylu ile yaptığımız röportaj aynen şöyle:

Kendinizi tanıtır mısınız?

Konya’da doğdum.  Gazi Lisesi’nden mezun olduktan sonra okula gitmedim.

Fotoğrafçılık bende büyük bir tutku idi.. İplikçi Camii’sinin önünde “minare düşecek” diye elimde fotoğraf makinesi ile  beklerken, o zaman adını sonradan Mehmet Gazel olduğunu öğrendiğim bir adam yanıma geldi, “niye çekeceksin” dedi, bende öylesine çekeceğimi söyledim ve üç gün okula girmedim. Minare düşecek diye resim çekmeyi beklerken, askerler helikopterle gelip minareyi düzelttiler. Bende o anın fotoğraflarını çektim ve okula gittim.  Sonradan rahmetli olan Hürriyet’ten “ustam” dediğim Mehmet Gazel, sonradan gelip fotoğraf çeken olup olmadığını sormuş. Oradakiler de . “O çocuk çekti” demişler. Bunun üzerine Mehmet Gazel okula geldi. Beni alıp Mevlana Caddesi’ndeki Yeni Meram Gazetesi’ne getirdi. Filmi makineden çıkarıp benden aldı.  Fotoğraflar ertesi gün Hürriyet’te yayınlandı. Sonra bana “Boşver okulu gel gazeteciliğe başla” dedi ve o şekilde hem okula gittim hem de Yeni Meram’a gelip gitmeye başladım. Daha sonra o zaman Milliyet Konya muhabiri olan Şenyurt Özbay’ın yanında çalışmaya başladım. 1982 yılında bir meslek büyüğüm “Avukat olupta icra işleri mi yapacaksın? Git gazeteci ol” dedi. Okula o andan itibaren nokta koyup gazeteciliğe tam mesai olarak kendimi verdim.  O zaman Yeni Meram Gazetesi ile Asil Nadir’in sahibi olduğu Günaydın Gazetesi ortak oldu. Yeni Meram’ın ilk renkli ofset baskıya geçişindeki kadroda yer aldım. Üçüncü ustam olan İbrahim Sur Milliyet Gazetesi temsilcisi olunca ben bu kez onunla hem Milliyet’te, hem de Yeni Meram’da devam ederken, Mil-Ha (Milliyet Haber Ajansı) Genel Müdürü Taner Atilla tarafından Konya bürosunu kurmakla görevlendirildim. Böylelikle 1985 yılında Milliyet Konya Bürosunu kurdum. 1990 yılında ayrılıp Flaş Dergisi’ni çıkarmaya başladım. Daha sonra Sabah Gazetesi Konya bürosunu kurdum. Sabah Grubuna el konulup TMSF tarafından satılınca büro kapandı. Zaten emekliliğimde gelmişti. Emekli olarak kendi işim olan Flaş Dergisi’ne geri döndüm. Dergi ile birlikte konajan.com, konyaolay.com, fokshaber.com ve konyasport.com adlı internet sitelerinin yayıncılığına başladım. İnternet haber yayıncılığının Konya’daki ilk yayıncılarındanım. 16 Mart 2015 tarihinden itibaren haftalık olarak Konya Olay Gazetesi’ni yayınlamaya başladım. Bu arada o zaman Milliyet’in Genel Yayın Müdürü  Fikret Bila tarafından Milliyet Gazetesi’nin haftalık olarak yayınladığı bölge eklerinden Milliyet Anadolu Gazetesi için görevlendirildim ardından 11 Şubat 2016 tarihinde Milliyet Konya Gazetesi’ni yayınlamaya başladım. Halen bu görevimi sürdürmemin yanısıra, sahibi olduğum Konya Olay Gazetesi ve internet sitelerinin yayımcılığını devam ettiriyorum, Yeni Konya Gazetesi ve konhaber.com’da da spor yazıları yazıyorum.

Gazeteciliği tercih etmenizin özel bir sebebi var mı? Bu mesleği seçtiğiniz için hiç pişman olduğunuz oldu mu?

Hayır, ben dünyaya bin defa gelsem tekrar gazeteci olurum. Fakat günümüz gazeteciliğini değil, o bizim yaptığımız 15-20 yıl öncesinin baba gazeteciliğini yaparım. Size bir tavsiye verecek olursam bir işi ya hiç yapmayın ya da adam gibi tam olarak yapın. Yani idare eder tarzda yaptığınız zaman aç kalırsınız. Benimle beraber bu işe başlayıp da kendisini yetiştirememiş ve yenileyememiş bazı arkadaşlar hala asgari ücretle çalışıyorlar. İyi iş yaparsan iyi para kazanırsın. Basında para yok filan lafı yalan.

Gazeteciliğin gelecekteki konumu sizce iç açıcı mı? Bazı gazetelerin baskısını durdurarak sadece internet gazeteciliğine geçmesini değerlendirir misiniz?

İktidar eğer basına darbe üstüne darbe vurursa gazetecilik sıkıntıda olur. Hakim bana “haber doğru fakat, üslup yanlış” diye bana ceza veriyor. Hırsıza hırsız demenin suç olduğu nerede görülmüş? Ben aykırı bir gazeteciyim. Ben bir şeyi yazamıyorsam orada durmam. Ben parayı her yerde kazanırım ama mesleğimi yapamıyorsam gazeteciyim diye niye  geziyim?  Baskıyı durdurma konusunda ise gazetecilik hiçbir zaman etkilenmez fakat kulvar değiştirir. Dijitale geçilmesinin artıları çok. Fazla kağıt gideri olmaz, haber vermek çok hızlı olur. Okuyan sayısında artış olur. Çumra’nın bir köyünde yolları kardan kapalı olan adam o şartlarda gazeteyi nasıl elde edip okuyacak? İnterneti açıp okuyabiliyor artık.

Gazeteciliği değiştirme fırsatınız olsaydı, neleri değiştirmek isterdiniz ?

Günümüzde gazeteciler artık patronların metresi. Gazete, bir tehdit aracı olarak kullanılıyor. Böyle olunca gazete patronu kalmadı artık Türkiye’de. Gazeteciler gazetecilikten başka bir iş yapmamalı. Bu sebeple meslek ölüyor. Aynı durum Konya’da da mevcut. Her gazete patronu başka bir işe yöneliyor. Mesleği, mesleğin içinde olan insanlar yapmıyor. Geçen gün biri gelip “Ağabey gazeteye reklam alamıyoruz, gazetecilik bitti.” dedi. “Gazetecilik bitmez, gazeteciliği siz bitirdiniz!” dedim. Ben Milliyet’in ekini çıkarıyorum ve ilan koyacak yer bulamıyorum. Onlar ise ilan bulamıyor. Çünkü biz özel haberler yapıyoruz, her şeyi tek tek gözden kendim geçiriyorum. Şimdi artık haber ajanslarına abone oluyorlar. Durum böyle olunca bütün yerel gazetelerin başlığından yazısına her şeyi aynı oluyor. Başlığını değiştirecek bir adam bile yok. Sektöre yeni girenler hemen belediye başkanı, milletvekili, bakan tavlıyorlar ve kendilerini çeşitli resmi kurumlara memur ya da basın müşavirliklerine atıyorlar. Böylece gazeteciliği bir yere atlama yeri olarak görüyorlar.

Yazılarınıza baktığımızda spor haberlerine önem verdiğinizi görüyoruz. Spor haberciliğinin sizin için ayrı bir önemi var mıdır?

Spor haber yazıp ta bu haberden beş buçuk yıl ceza yiyen tek gazeteci benim. Bir bölge müdürü atanmıştı ve bölücü terör örgütüne para toplamıştı. Bende belgeleyip yayınladım. Bana bu haberden 5,5 yıl hapis cezası verildi. Ardından Şamil Tayyar Yasası olarak nitelendirilen basın af kanunu çıktı da Allah’tan hapis yatmaktan kurtuldum. Ben yazdığımda tutamıyorum kendimi. O yüzden devamlı suç işliyorum. Keşke çok param olsa da hep yazsam. Ama öyle de bir imkanımız yok. Ayrıca yazarken korkmayacaksın. Zaten korkak adamdan gazeteci olmaz. Ancak ceza almamak içinde dikkat edeceksin. Onun dışında habercilik benim için bir bütün. Spor vs. diye ayırmıyorum.

Gazetecilik açısından reklamın önemi nedir?

Reklam olmazsa gazete olmaz. Gazetelerin bittiği bir dönemde insanlar para verip gazete alamıyor. Mecburen gazeteler reklama endeksli. Niye çünkü gazeteciler reklam almak adına yalakalaştı. Aslında dik duran, gerçekten gazetecilik yapan gazeteler daha iyi reklam alır. Sözcü Gazetesi buna iyi bir örnek. Ben Flaş Dergisi’nde çok ağır yazılar yazardım ve buna rağmen benim dergi en iyi reklam alan dergiydi. Reklam, olmazsa olmazı bu işin. Fakat reklamcılıkta ayağa düştü. İpini koparan reklamcı oldu. Kartvizit pazarlayanda, tabelacı da “reklamcıyım” diyor. Reklamla gazetecilik iç içe aslında. Eskiden Yeni Meram gazetesi Günaydın gazetesinindi. O zamanlar İstanbul’dan gelen profesyonel ekipler vardı. Biz reklamcılarla beraber çalışırdık.

Büyükşehirler ile Konya’da yapılan gazeteciliğin farkı var mıdır?

Tamamen eksik. Profesyonellik yok ortada. Çaycı olan birini daha sonra televizyonda veya gazetede reklamcı, hatta reklam müdürü olarak görebiliyoruz.

İletişim fakültesinden yeni çıkan öğrenciler gelecekte yeterli olacak mı?

Eğitim sıfır. Bana zamanında bir üniversite yetkilisi “Sen yaparsın üniversite sınavına gir de bizim okulu kazan, sana bir diploma verelim.” dedi. Bende kendisine “hocam bana diploma verecek adam benden daha kapasiteli mi? Ben onları hoca diye okuturum“ diye cevap verince, bozuldu. Ama gerçek maalesef bu. Bir keresinde üniversitede bir söyleşiye katıldım. Bir çok hoca “Bu adamı nereden getirdiniz?” diye bozulmuş. Çoğunun ders vermeye mesleki bilgisi yetersiz kalır.

Size göre gazetecinin görevi muhalif olmak mı?

Gazetecinin görevi muhalefetlik olmamalı. İyi yaptığında alkışlayacaksın kötü yaptığında eleştireceksin. Ortada olacaksın, objektif olacaksın. Şimdi Sözcü’nünde yaptığı gazetecilik, gazetecilik değil. Adam hizmet yaptıysa alkışlayacaksın, hata yaptıysa da eleştireceksin.

Hem Konya’dan marka çıkmamasından hem de Konya’daki reklamcılık için ne düşünüyorsunuz?

Eski çaycının reklamcılık yaptığı, profesyonellik anlayışının olmadığı, “hallederiz mantığı ile” grafikerin başına geçip aklına gelen yarım yamalak tarifle reklam çalışması hazırlatan bir reklamcıdan ne beklenir ki?. Reklamcılığı günümüzde bilenler değil, maalesef bu işten rant sağlayanlar yapıyor.

Üniversite ve sektör arasındaki işbirliği için ne düşünüyorsunuz?

Geç kalınmış bir olgu. Niye yok? Sen bugün bir reklamcısın. Reklam pazarlamasından yayınlanmasına kadar her aşamada mesela Milliyet Gazetesi’ne gelipte “siz bu işi nasıl yapıyorsunuz” diye burada 3-5 ay burada gözlem yapsa, siz benden pratikte ve uygulamada, bende sizden teoride çok şeyler öğrenmiş oluruz. Ama maalesef yok. Medya zaten bir bütün olamadığı için bölündü.

Son olarak genç iletişimcilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Biraz öncede dediğim gibi “bir işi ya iyi yapın ya da hiç yapmayın” her şeyi öğrenin. Bir de hiç bir şeyden sakınmayın. Zamanında Kenan Evren’e bir soru sormak istedim.  Yaveri hemen üzerime atlayıp “Sayın Cumhurbaşkanı’na soru sormak yasak!” demişti. Kenan Evren araya girerek “Sor evladım.” dedi. Sorduğum sorudan yaptığım haber o zaman çalıştığım Milliyet’le birlikte tüm ulusal gazetelerde manşet olmuştu. Gazeteci içinden geçirdiği sorması gereken tüm soruları sormalı. Reklamcı da içinden geçirdiği her düşünceyi uygulamalı. Bu olmaz denilen çok çılgın ve absürt reklamlar bazen beklenmedik şekilde büyük yankı görüyor. İşte o zamanda reklam amacına ulaşmış oluyor. İstenilende bu değil mi zaten?..

--

Usta gazeteci Kemal SOYLU’ya tüm sorularımızı içtenlikle cevapladığı ve bizlere verdiği çok değerli tavsiyeleri için teşekkür ediyoruz. Daha nice başarılı senelerini diliyoruz.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum